Köyden İndim Şehre: Kazım Yılmaz Yazdı

Kazım Yılmaz
Ben Kazım Yılmaz 1994 kayseri doğumluyum. Lise eğitimimi Kayseri’nin Yeşilhisar ilçesinde wep programcılığı üzerine yaptım. Ardından üniversite eğitimine muğla ilinin Milas ilçesindeki Milas Myo da Turizm ve Otelcilik üzerine devam ettim. İki yıllık eğitimim bittikten sonra 4 yıla tamamlamak üzere kayseri Erciyes Üniversitesine geçiş yaptım. Erciyes Üniversitesine geçiş yaptıktan sonra Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinde Kamu yönetimi bölümünde devam ettim. Erciyes Üniversitesindeki derslerimle muğla üniversitesindeki derslerimin birbirine denklik alamamasından dolayı oradaki eğitimimi yarıda bırakıp İstanbul’a geldim. Burada uluslararası İtalyan yemek markası ve yüzü olan Eatalyde çalışmaya başladım. Halende çalışmaya devam ediyorum. Bu süreçte kamu yönetimi bölümünden mezun oldum. Tarım sektörü ile alakam babamın çiftçi olmasından dolayı geliyor. 6 yaşından beri tarlayla iç içe bir halde büyüdüm. Büyük Ekim alanlarına sahip olduk. Aynı zamanda hal komisyonculuğuda yaptık.

Türk Köylüsünün Kentle Savaşı 2: Köyden İndim Şehre 

Yazıma başlamadan önce gıdakolik ailesine bana bu mecrada fikirlerimi paylaşmak için şanş verdikleri için teşekkür ederim. Bunun yanında herkesin geçmiş kurban bayramını kutlar hayırlara vesile olmasını dilerim.

Geçen ki yazımızda köylerimiz nasıl boşalmaya başladı. Kente göç ederken kentte onları neler karşıladı. Onlara odaklanmaya onları anlatmaya çalıştım.

Öncelikle şunu bilmemiz gerekiyor. Türkiye’deki köylü yapısı ile dünyada ki çok farklı değil. Bir fark bizde teknoloji özellikle batıya kıyasla biraz daha az durumda. Daha düne kadar elle hasat yapılıyor, traktör ve diğer makinalar çok yaygın olarak kullanılmıyor, kısacası tarımda makineleşme çok minumum düzeydeydi.

Bunun en büyük nedeni ise yıllar önce yaşanan İkinci Dünya Savaşı ile dünyayı etkisi altına alan Soğuk Savaş havasıydı. Bundan elbette bizde çok etkilendik. Marshall yardımları ile tanıştığımız bu dönem bizi fazlasıyla etkledi. Herkes herkese ambargo uyguluyor, iki kutuplu dünyada bir yerde olunması isteniyordu.

Türkiye olarak önce İsmet İnönü sonrada Adnan Menderes sayesinde bu iki kutuplu dünyada Amerika tarafında yer aldık. Kıbrıs Barış harekatına kadar bu böyle devam edecekti.

Yapılan ikili antlaşmalarla beraber Türk tarımına darbe vurulmaya başlanacaktı.

Kooperatifler Üzerine

Türkiye’de bu dönemde Komünizme ve Sovyetlere karşı propaganda yapıldı. Bundan en büyük darbeyide kooperatifçilik aldı. Kooperatif diyenler komünist damgası yedi. Birlik olması gereken çiftçi adeta dağıtıldı. Bunu bize söyleyen batı ise çiftçi birliklerine kooperatiflere yöneliniyordu.

Köy enstitüleri ile kaçan bu trene birde kooperatifçilik eklenmişti.

Birlik olunmadığı için dağılıyor köylü adeta parça parça oluyordu.

Aile içi çekişmeleri, toprak bölünmesi derken köylü için kentin zamanı geliyordu. Taşı toprağı altın olan kent yeni mekandı. Asıl altını bırakıp sahte altına doğru yol alınacaktı. Ünlü bir yazar şöyle diyordu. Doğamı daha değerli yoksa altın mı? Bunun cevabını öğrenmek isteyen nefes almadan ne kadar yaşabilecek baksın diyor. Bazı şeylerin değeri sonradan anlaşılacaktı.

Burada köyde olmayan bazı şeyler vardı kira su için para okul masrafı kentli kavramı bambaşka birşeydi. Sadece para değildi değişen köylünün derdi ama elinde olmayan ilk şey olduğu için en başta etkileyen oydu.

Kısacası köylü ile kentli olmak arasında oldukça büyük farklar vardı. Buna alışması zor oldu. Kırsaldan kente göçdeki evrimsel süreç çokda iyi geçti denilemez bu yüzden. Tabiri caizse ara türsüz bir evrim oldu. Buda bütün kentsel ekosistemi bozdu. Bozulan ekosistemin bazı cezaları olacaktı. Bu cezalar yüksek kira,işsizlik, enflasyon gibi şekil aldı.

Düzensiz Kentleşme

Kentle savaşta köylüyü en çok zorlayan en çok dertlendiren şey ise gıda enflasyonu olacaktı. Oysa o enflasyonun nedeni yine kendileriydi. Sebeb sonucu eleştiriyordu adeta. Bu doğrultuda hem eleştirip hemde eleştirdiğin yerde bulunmak tabiri caizse celladına gidip hadi beni öldür demekle aynı şey.

Kentli kenti eleştirirken kenttende kopamıyordu. Uyuşturucu bağımlısı biri gibi onsuz olamıyordu.

2000 krizine kadar bu olay bu düzlemde süre geldi. 2000 krizi ile birlikte yeni bir dönem başlamıştı. Krizden etkilenen her tilki kürkçü dükkanına doğru yönelşmişti. Bu krizle şunu öğrenmişlerdi ilk lazım olan şey para değil gıdaydı.

İşsiz olan dünün köylüsü bugünün kentlisi Mehmet Ağa kalifiye bir eleman olmadığından iş bulması ne kadar kolay olduysa çıkarılmasıda kolay oldu. Böylece köyünün yolunu tuttu.

Bu yol Türk köylüsü adına yeni bir olaydı. Ama bu olay aslında çöküş öncesi son tepeydi. Hani dönülmez akşamın ufkundayız diye köylü içinde bu öyleydi. Kriz olmuş. Hükümet değişmişti. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacaktı.

Bir sonraki yazımızda çöküşün başlangıcına değineceğiz. Türk köylüsü kimlerin elleri ile tek tek nasıl çökertildi. Bunları anlatacağız.

Takipte kalın esen kalın.

Kazım Yılmaz

kzmylmz9@gmail.com

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.