Yeni Sistem ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık için Öneriler 1

Yeni Sistem ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık için Öneriler 1

Yeni Sistem ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık için Öneriler

Dün itibariyle Türkiye’nin uzun bir süredir gündemini meşgul eden sistem değişikliği tartışmaları noktalandı ve yeni kabinenin açıklanmasıyla da köklü değişikliklerin meydana geldiği Türkiye bugün pratik ve teorik olarak yeni sisteme merhaba demiş oldu. Yeni sistemin Türkiye’ye ve insanlığa faydalı olmasını temenni ederek yazımıza başlayalım. Dün yayınlanan kabine ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın hem ismi hem de bakanı değişmiş oldu. Ahmet Eşref Fakıbaba; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nı, Veysel Eroğlu ise Orman ve Şu İşleri Bakanlığı’nı Tarım ve Orman Bakanlığı adı altında Bekir Pakdermirli’ye devretmiş oldular. Böylece yeni kurulan Tarım ve Orman Bakanlığı artık hem gıda, tarım ve hayvancılıktan hemde su ve orman işlerinden sorumlu olacak. Medyada yer alan analiz ve haberlere bakacak olursak yeni bakan Bekir Pakdemirli umutla karşılanmış ve Türkiye’nin son zamanlarda gündemini meşgul eden tarım ve hayvancılıkla ilgili ithalat ve pahalılığa çözüm bulacağı beklenmektedir. Unutmayalım ki kişinin değişmesiyle mucizevi bir değişim kendiliğinden olmaz. Bu ülkenin sürekli artan nüfusuna oranla nüfuzunu arttırmak sadece ve sadece kısa, orta ve uzun vaadeli projelere sahip olmak ve uygulmakla mümk olmaktadır. Yani sadece kısa vaadeli popüler projeler günü kurtarmaktan başka bir şey olmayıp uzun vadeli düşündüğümüzde faydadan çok zarar doğuracak şeylerdir. Bu yazımızda elimizden geldiği kadarıyla gıda, tarım, hayvancılık, orman ve çevre hakkında bazı önerilerde bulunacağız. Bu öneriler gerek bu işle uğraşan insanların yaşam standartlarını arttıran gerek de ekonomik olarak ve gerekse de geleceğimiz için güzel yaşanabilir bir çevre bırakmaya yönelik öneriler sunacaktır.

Çiçeği burnunda Bakanımızdan isteğimiz, Türkiye’nin diğer tüm gelirlerini unutarak Türkiye’nin sadece ve sadece onun bakanlığından beslendiğini düşünerek gerekli tüm mesaisini harcamasını bir yandan üretimimizi arttırırken diğer yandan üretici ve tüketicinin yaşam standartlarını yükseltmesine dönük politikalar geliştirip uygulamasıdır. Unutmayalım ki her bakanlık bu hedefle yola çıktığında Türkiye kendi kendine yeten hatta artan bir ülkedir.

TARIM

Tarım, insan hayatının olmazsa olmazlarından bir alan olduğu için ve gıdamızın büyük bir kısmı buradan kaynaklandığı için sadece ekonomik bir mesele olmayıp aynı zamanda bir milli güvenlik konusudur. Gıdasında bağımsız olmaya çalışmak her ülkenin son zamanlarda en çok önem verdiği konular arasındadır. Örnek vermek gerekirse Çin Halk Cumhuriyeti, çoğu hayati önemde olan gıda ürünlerinde en az yüzde 95’lik kendine yeterlilik politikası gütmektedir. Çin Tarım Politikaları ile ilgili Sichuen Üniversitesi’nde katıldığım bir konferansta bu hedefin altına inildiği bazı yıllarda Çin Halk Cumhuriyeti hemen tarım desteklerini arttırmış ve bir iki sene içinde tekrar o hedefe ulaşmıştır. 80 milyon nüfusu olan ve işsizlik oranı halen çok yüksek olan Türkiye, tarımdan kaçması gereken bir ülke değil aksine tarıma koşması gereken bir ülkedir. Ancak bunun mümkünlüğü ancak bu işle uğraşanların hem ekonomik hem de diğer alanlardaki yaşam standartlarının arttırılması ile mümkündür. Tarım politikaları için bizim önerilerimiz alt başlıklarla aşağıda ki gibidir.

Tarımda Makineleşme (Her ile uygun Tarım makineleri – kiralanma yöntemi)

Türkiye tarımı zannedilenin aksine halen insan emeğine dayalı bir üretim sistemi ile işlemeye devam etmektedir. Bu durum sadece maliyetleri yükseltmekle kalmayıp ağır işten dolayı çiftçiliğin arzu edilmeyen meslek olmasına neden olmaktadır. Tarımda makineleşme sadece traktörden ibaret olmadığının çok türlü ve etkili makinelerin varlığını bilmemiz ve bunların Türkiye tarımında kullanmayı sağlamamız gerekmektedir. Bunun için her ilin belediyeleri, tarım müdürlükleri, ziraat odaları, üniversiteleri ve il özel idareleri ile fizibilite çalışmaları yapıldıktan sonra o ilde yapılan tarıma uygun makinelerin belediye veya bu sayılan kurumların altında temin edilerek sezonu geldiğinde uygun fiyatla kiralanma yöntemiyle üreticinin hizmetine sunulması. Bu sistemi gören çiftçiler zaten alınması gereken, verimi arttıran ve maliyetleri düşüren makineleri kendilerine almak suretiyle makineleşme kültürü yerleşmiş olacak.

Tarım Makineleri AR-GE Çalışma Merkezleri (veya Birimleri)

Her ilin ihtiyaçlarına uygun makineler, ilk etapta dışardan alınabilse de bunların yerlileştirme çabalarının ilk andan başlaması elzemdir. AR-GE çalışmaları yine her ilde varolan veya varolmayan ama ihtiyaç olan makinelerin geliştirilmesi için kullanılan merkezler olması gerekmektedir. Bu tür AR-GE çalışmaları hem her ilin yerel sanayisini de güçlendirecek hem de makinelerin bakım, onarım ve geliştirilmesi için yetenekli ve donanımlı şahıslar yetiştirecektir. Müstakil olarak bu tür merkezleri kurmak gerek bürokratik ve gerekse idari bir yük getireceğinden bağımsız merkezler olarak değil de yine o şehirde ki üniversite, İSKUR, İl Özel İdaresi ve belediye gibi kurumlarla yapılabilir.

Tohum ve Fidan Üretim Merkezleri (veya Birimleri)

Tohumların kısırlaştırılma problemi veya güvenilirliği konusu her zaman ithal tohumun en büyük problemleri arasında olmuştur. Bunun için yapılması gereken şey her ilin Tarım Müdürlüğü altında veya oradaki üniversitenin ilgili bölümünde buna özel bir birim kurularak o şehrin ihtiyaçlarını karşılamaktır. Bu dahil yukarıda bahsedilen ve aşağıda bahsedileceklere her birine ayrı bir bürokratik ve idari kurum kurulması gerektiği anlaşılmasın. Varolan kurumların gerekli personel ihtiyacı karşılandıktan sonra her ilin ilgili kurumları arasında yapılacak mutabakat ve işbirliği sonucu devlet hazinesine ciddi ekstra bir yük eklenmemiş olacak. Tohum ve fidanların yerelde üretilmesi ile gerek ithatin önüne geçilmiş olacak gereksede başka bölgelerden gelen fide ve fidanların hem nakliyat gibi yüklerden kurtulurmuş olacak hem de nakliyattan dolayı fide ve fidanın gördüğü zarar engellenmiş olacak.

Gübre Üretimi ve AR-GE Çalışmaları

Türkiye ne yazık ki kimyasal gübresinin yüzde 90’ına varan oranını ithal eden bir ülkedir. Bu sadece kaynaklarımızın dışarıya akması anlamına gelmeyip kendi ihtiyacımız olan gübrenin bizim istediğimiz oranlarla geliştirilmemesi anlamına da gelmektedir. Bunun için belirlenecek birkaç şehirde üniversiteler, bakanlık ve özel firmaların işbirliği ile gübrede olan ithalatı azaltmaya yönelik faaliyetlerin yapılması ile yaklaşık olarak yıllık 120 milyon dolara varan gübre ithalatını olabildiğince sıfıra hatta ihraç etmeye gayret etmek gerekir. Bunun için yetişmiş mühendisimiz varken ve buna paraler olarak gübre ihtiyacımız devam ederken hem döviz çıkışını hem de istihdama destek verecek bu alana yüklenmekte fayda vardır.

81 İle Gıda, Tarım, Hayvancılık, Orman ve Çevre Kutuphaneleri kurmak

İlk etapta sadece illerde birer tane (daha sonra nüfusu çok kalabalıktan az kalabalığa doğru) Tarım kütüphanesi kurmak. Bu kütüphaneler içerisinde 100-200 kişiye oturma hizmeti verebilecek boyutta olmaları ve içerisinde gerek genel tarım, hayvancılık ve çevre gibi konularla ilgili süreli ve süresiz yayınların bulundurulması ve gerekse de o yöreye ait yetiştirilmesi mümkün olan tarım ürünlerinin (ve hayvancılık) bakımı, yetiştirilmesi, pazarlaması, hastalıkların iyileştirilmesi ve daha çok farklı konularda bilgi verecek yayınların bulundurulması. Bunlar ne işe mi yarayacak, çiftçilerimiz sırf merak ettiğinden dolayı bile bir kere oraya girdikleri takdirde ilgilendikleri konularla veya sıkça karşılaştıkları problemlerin çözümünün aslında varolduğunu görecek ve uygulamaya başlayacak. Çiftçilerimiz girmezse bile çocukları kesinlikle bunlara ilgi duyacak ve profesyonel çiftçiliğe geçilmeye temel hazırlayacak. En kötü ihtimalle kitap ve dökümanlar hiç kullanılmazsa bile 100-200 kişiye günlük refah ortamda ders çalışabilme ve kitap okuyabilmek için mekan hizmeti verilmiş olacak.

Tarıma Özel Sosyal Güvenlik ve Mal Sigortası

Tarımı hobi, ek iş ve ana iş olarak yapanların sayısı her şekil de arttırılma ancak bu işin gerçek ehlinin kemikleşmesi ve çekici hale getirilmesi gerekmektedir. Günümüzde çiftçinin belki de en önemli iki probleminden biri kendisinin ve dolayısıyla bakmakla yükümlü olduğu ailesinin Sosyal Guvenlik’e sahip olmamasıdır. Böylece hem emeklilik hem de hastane gibi insanı en önemli iki gereklilikten mahrum kalmakta. Bunun için öncelikle sadece bu işle uğraşanların tarımla uğraşmalarıyla hayatlarını geçindirme oranına getirilmeli. Yani 10-15 donumluk değilde en az 30 dönüm toprak ekiminin desteklenmesi ve topraklandırılması. Bunun için Ziraat Bankası gerçek işlevine döndürülerek enflasyon oranı faizlerle kredi temini yapmalı. Bundan sonra ise yapılması gereken şey, ürün ve alan büyüklüğüne göre devletin Sosyal Güvenlik yardimi yapması. Örnek vermek gerekirse yıllık sadece 15-20 bin TL hasılat yapanlara 100 TL gibi cüzi bir fiyatla Sosyal Güvenlik primi yatırılması. Kazandığı oran arttıkça devletin desteği azalacak.

Ayrıca mevsim ve hastalık şartlarından dolayı ölüsacak hasarin engellenmesi konusunda çiftçilerin sigorta konusunda bilgilendirilmesi ve gerekirse destek verilmesi.

İlk veya Orta Okullara iki senelik Zorunlu Dersler ve Uygulamaları

MEB ve Tarım Bakanlığı’nın ortaklaşa hazırlayacağı bir müfredatla eğitimin akışına zarar vermeyecek 2’şer saatlik olmak üzere 4 farklı dersin her dönem bir dersin verilmesi. Toplamda 2 yıl sürecek program 2’şer saatlik 4 dersten ibaret olacaktır. Dersler; Çevre ve Orman, Tarım, Gıda Güvenliği ve Hayvancılık olmak üzere belirlenmesi ve eğitimi verecek öğretmenler çeşitli şekillerde seçilebilir. Varolan öğretmenlerin bu konularda eğitim programına tabii tutularak sonunda sertifika almaları sonucu gireceği gibi, bu alanlarda ki mühendislerin gerekli Eğitim Bilimleri Programı’nı alarak da öğretmen olarak istihdam değil de dışarıdan ders ücreti karşılığı girmeleri sağlanabilir. Bu dersler sayesinde öğrenciler Çevre duyarlılığı, iklim değişikliği, su kaynakları, tarım yapma yolları, gıda güvenliği gibi konularda bilgilenecek ve farkındalık kazanacak. Bunlar sayesinde ileride mesleği ne olursa olsun ciddi bir hayat tecrübesi kazanmış olacak. Ayrıca aşağıda da farklı madde ile açıklanacağı gibi pratik imkanı bulacağı için bilgiler kalıcı hale gelecek.  (İlham kaynağım yıllar önce haberine denk geldiğim Gıda Mühendisleri Derneği’nin Gıda Güvenliği Dersidir.)

Okul Bahçeleri, Laboratuarları ve Seraları (Okullar için Uygulama Alanları)

Okullar çocuklarımızın en az haftanın beş gününün ve her gününün 5-8 saatini o ortamda geçirdiği ortamlardır. Okul sadece bilgileri öğrenme yeri değil en az ev kadar önemli bir mekandır. Dolayısıyla okulların fiziki yapısı bile çocuklarımıza örnek teşkil edecek ve farkındalık kazandırması gereken yerler olması bizim için hayati bir meseledir. Bunun için yeni inşa edilecek okulların sadece ağaçlandırmaya ayrılan kısmı en az binanın kendisi ve yeşili dışındaki alanının toplamı kadar olmalı. Bu ağaçlandırma yerleri hem çocuklarımızın daha yeşil alanlarda zaman geçirmesini sağlayacak hem de yukarıda bahsedilen dersler için güzel bir uygulama alanı olacak.

Bu ağaçlandırmaya ek olarak yıllık sadece bir sınıfta (birden fazla şubesi varsa o şube sayısı kadar) tarım dersi olacağı için en azından 200-250 metre karelik bir alanın ağaç dışı sebze ekimi veya seraya çevrilerek çocuklarımızın Tarım dersinin olduğu dönem başında ekmeye başladıkları sebzenin dönem sonunda alabilecekleri bir ortamın oluşturulması. Bu çocuklarımızın yediklerinin kökenini öğreteceği gibi ömür boyu bu konuda bir tecrübe bırakmış olacak.

Hayvancılık konusu daha ağır bir iş olduğu için ve hayvan haklarınında korunmasını sağlayabilmek için hayvancılık pratiklerinin okul alanında değilde o ilçede varolan çiftliklerin ziyareti ve anlatımı veya başka yöntemler düşünülerek yapılması daha uygun. Ayrıca her okulda olmazsa dahi (veya hiç bir okulda olmazsa dahi) Gıda Güvenliği dersinde İlçe Tarım Müdürlüğünün veya bu hizmeti veren başka kurumların (üniversiteler, odalar vs) Gıda Laboratuarlarıyla hemhal olması sağlanması hayatı bir mesele olan Gıda Guvenligi’nide dersteki teoriden başka pratiğede dökmüş oluruz.

Hali hazırda varolan okulların mümkünse cevresinde ki binaların satın alınarak (satın alınmaya müsaitse) bu ağaçlandırma alanının ve yıllık ekim alanlarının oluşturulması gereksiz bir masraf degil ülkeye müthiş bir katma değer katacağının kanaatindeyiz.

Prototip Meyve Üretim Denemeleri

O ilde yetişmesi mümkün olan ancak farklı nedenlerden dolayı şimdiye kadar çok rağbet edilmemiş 5 farklı meyve ağacının belirlenerek hazinenin varolan arazilerinin kullanım suretiyle veya ucuza yeni arazi almak suretiyle her çeşit meyve için en az 200 dönüm olmak üzere 5 farklı ürünün profesyonel bir şekilde yetiştirilmesi. Toplamda 1000 dönümlük olan meyve arazisinin ülkemize ve o şehrimize ciddi katkılar sağlayacaktır. En önemli faydası ilk gününden tamamen mühendislik kuralları gözetilerek tam profesyonelce tarım yapmanın mümkünlüğü kanıtlanmış olacak ve o ilimiz o ekilmiş tarım arazilerini örnek almaya başlayacaklar. İkinci önemli faydası ise ülkemizin başka yörelerinde yetişen meyve ürünlerin iç piyasaya gerek duymadan ihracat odaklı üretimi desteklenmiş olacak. Çünkü zaten her ilin varolan meyve türlerine ayrıca beş meyve turu ekleneceği için her ilin meyve konusunda kendine yeterliliği ciddi bir şekilde artacaktır. Bu alanlar ürün vermeye başladıktan sonra (yaklaşık 3-7 yıl arası) üç farklı seçenekle işletimi mümkündür. Birincisi bu alanlar yine devletin olur her sene bakım ve ürün toplama için ihaleye çıkılır ve bu şekilde işletilir. İkincisi bu alanlar 10-20 dönüm parçalara bölünerek toprak sahibi olmayan insanların başvurusuyla KURA yöntemiyle olmak üzere insanlar topraklandırılır. Bu yaklaşık olarak 15 dönüm olduğunu düşünürsek her ilde 65 ailenin topraklandırılması demektir (tersine yap-işlet-devrete çok güzel bir örnek). Üçüncü sistem o ilin üniversitesinin ilgili bölümleri ve Tarım Müdürlüklerinin denetimi altında kalarak hem gerekli olan insan yetiştirme programları yapılır hem de geçici işçilerle tarım işsizliğine katkı saglanmis olur. (İlham kaynağım haberlerde denk geldiğim Tillo Belediyesi’nin benzer bir projesidir).

Prototip Sebze ve Tahıl üretimi

Yine yukarıda bahsedilen meyve projesinin aynısı 3 çeşit sebze ve 3 çeşit tahıl ekim alanı yapılır ve yine her biri 200 dönümün altı olmamak üzere düşünüldüğünde her sene 1200 dönüm alanın her ilde bu amaç için ekimi söz konusu olmuş olacak.

81 İl Şehir Meyve ve Yemişler Ormanı

81 il merkezlerinde ve büyük ilçelerden başlamak üzere her biri 8-10 dönümden az olmamak üzere tamamı meyve ve badem, ceviz ve bu gibi yemişlerin ekildiği küçük ormanlar (daha doğrusu çoğunluğu ağaç olan parklar) oluşturulması. Bu öneri seçim vaadinde olan Millet Park’larının mukabili değildir. Bunda sadece hem şehir merkezlerimizin yeşil alanını arttırma hem de ailelerin ve çocukların ağaçtan kopararak bişey yeme alışkanlığı kazandırma projesidir.

Destekli Genç Seracı Projesi (Tersine Yap-İşlet-Devret Modeli)

Seracılık Turkiye’de halen hakkettiği mesafeye yaklaşabilmiş değil. Daha önce Genç Çiftçi projesiyle verilen 30 bin TL’lık yardım tarzı bir desteğin sadece Seracılık alanında iş yapmak isteyen her ilde 100 kişiden az olmamak şartıyla yapılması. Ancak bu desteğin direk para olarak değil de Bakanlığın pilot bir ilde yaptığı uygulama ile başvuranın varolan toprağının her türlü iklim ve çevre analizi yapılarak, danışmanlık ve tesisin kurulması ile hak kazanana gerekli zor ve yorucu eğitimlerin verilmesiyle ona devredilmesi.

Pazarlama ve İhracat Danışmanlıkları

Yukarıda bahsedilen bütün projeler (kütüphane ve meyve parkları hariç) ihracat için veya en kötü ihtimalle iç pazara kaliteli, doğal ve ucuz mal üretimi yapılmış olacak. Ancak bunların üretim kısmı çiftçilerimizin şikayet ettiği tek kısım değildir. En az üretimin pahalılığı ve zorluğu kadar üreticimizin canını sıkan olay bu malın pazarlanması esnasında aracıların sürekli parayı kazanmasıdır. Zaten bizim bu projelerin tamamını 81 il bazında düşünmemizin en büyük sebebi il içinde satılacağı için aracıyı en fazla bir kişiden sabit tutmak böylece üretici ve tüketici arasındaki zincirde en fazla bir kişi yer alacağından üretici daha fazla kazanırken tüketici daha az para harcayacak. Olası ihracat ve iç pazarlama için özel sektör eliyle değil de odalar, üniversiteler, İSKUR ve Tarım Müdürlükleri tarafından bir birim oluşturularak bu konuda üreticiyi sürekli bilgilendirmek, girişimcilik konusunda cesaretlendirmek ve hibe ve kredilerden haberdar etmek üreticinin faydasına olacaktır.

Hobi Bahçeleri

Yine her ilde 100-200 dönümlük alan (şehir merkezine yakın olmalı ki) bu sefer 1-2 dönümlük parçalara ayrılarak KURA ile hobi üretimi yapmak isteyen ailere dağıtlması sureti ile çok küçük ölçüde aile bütçesine katkıda bulunulması. Bu 1-2 dönümlük alanlar en fazla 4 sene (veya belirlenecek bir süre) aynı ailede kalabilecek ve daha sonra yine KURA ile el değiştirecektir.

Kooperatif Organik Küçük Sebze Meyve Marketleri

Hobi Bahçelerinde üretilenler olmak üzere her ilde başta bir proje olmak üzere küçük sebze meyve marketleri (organik manavlar) kurulacak. Böylece üreticilerin bir kısmı ürettikleri ürünleri bu kooperatife üye olmak kaydıyla daha yüksek kar oranıyla satma fırsatı bulmuş olacaklar.

Not: Gıda, Hayvancılık, Çevre ve Ormanlarla ilgili yazı daha sonra yayınlanacaktır.

Bir Cevap Yazın